Sivilce ve ergenlik sivilcesi de denilen ''Akne'' adlı hastalık,
yaşamsal önemi olmamakla birlikte estetik açıdan önemli sorunlar yaratmakta,
hatta psikolojik bozukluklara da neden olmaktadır.
Konu hakkında öncelikle bilinmesi gereken, Akne'nin tedavi edilebilir bir
hastalık olduğu ve pek çok tedavi olanağımızın olduğudur. ''Sivilce iyileşmez''
önyargısı hastayı umutsuzluğa, hekimi başarısızlığa ???ürecektir. Başarı ise
uzun vadeye yayılmış iyi bir hasta-hekim diyaloğu ile olur. Hastalığın nedeni
kesin belli olmamakla birlikte yağ bezlerinin irileşmesi ve anormal çalışması
temel bozukluk olup, yağ bezleri ağzındaki bakterilerin dolaylı bir katkısı
vardır; yağ bezlerinin çalışmasındaki bozukluğun nedeni ise henüz kesinliğe kavuşmamıştır.
Hormonlar sınırlı bir ölçüde etkilidir. Buna karşılık, yiyeceklele (kuruyemiş,
kola, kızartma vb.) hiçbir ilgisi yoktur. Karaciğerin bu konudaki suçsuzluğu
kanıtlarıyla belgelenmiştir. Psikolojik faktörlerle ilişkisi ise tavuk-yumurta
ilişkisi gibi olup, kimin neden, kimin sonuç olduğu belli değildir. Makyajın
etkisi ise abartıldığı kadar fazla olmayıp, yalnızca yağlı ürünler, arttırıcı
etki yapar.
Sivilcelerin başlangıç yaşı 13-15 arasıdır. Zaman içinde kendiliğinden geriler
fakat, gerileme yaşı kişiden kişiye değişir ve bazılarında 35 yaşına kadar
uzayabilir.
Yüzün dışında sırt ve göğüs diğer yerleşim alanlarıdır. Erken belirtiler siyah
noktalar olup, kırmızımsı kabartılar, cerahatli oluşumlar ve daha şiddetli
olgularda derin kistler görülür. Derin yerleşmiş alanlarda iz kalma şansı
fazladır ve daha inatçıdırlar. Tedavide hastanın da, hekimin de başarıya
inanması ve gerekli direnci göstermesi ön koşuldur. Hastanın tedaviden ne
bekleyeceğini bilmesi gereklidir. Çünkü Akne yavaş iyileşir, tedaviyle ikinci
ayın sonunda %30-40, altı ayın sonunda %80-90 iyileşme beklenir. Tedavinin
bitiminden sonra ise uzun aralıklı takiplerle bir idame tedavisi düzenlenerek
tekrarlamalar önlenir. Zaman zaman ağız yoluyla alınan ilaçlara başvurulsa da,
temel tedavi yerel ilaçlarla olur. Bakterileri baskılayan ilaçlar ve soyucu
ilaçlar tedavinin aslını oluşturur. Tedavide amaçlanan, en az yan etkiyle en
iyi sonucu almaktır. Sonuç almakta zorlanılırsa, kademe kademe yeni tedaviler
denenir. Aknenin tipi ve şiddetine göre doktor tedaviyi düzenleyecektir. Tedavi
sırasında deride bazı tahriş belirtileri, yani kızarma, kepeklenme ve soyulma
gibi yan etkiler olabilir. Bunlar geçici olup tedavi sürdürüldükçe azalacaktır.
Eğer doktorunuza güvenir ve sonuç alınacağına inanırsanız, sivilceli dolaşmanız
için hiçbir neden yoktur.
Bu siğilleri okutsak da mı saklasak. Okutmasak da mı yasaklasak. Diğer
bütün tedavi seçenekleri gibi siğilleri okutmak veya yasaklamak da sonuçları
kesin olmayan ve tıbbi tedavi yöntemlerinden farklı olarak bilimsel olmaktan
uzak tedavi yöntemleridir.
Sözü edilen siğiller ise halk arasında çok iyi tanınan ve sık rastlanılan,
sıradan bir hastalıktır. Bulaşma ve yayılma özellikleri ve zor tedavi
edilmeleriyle gündemdeki yerlerini hep korurlar. Siğiller, virüslerin etkisiyle
oluşan küçük tümörümsü belirtilerdir. Oluşumlarında kurbağaların rolü olup
olmadığı konusunda yeterli kanıt bulunamadığı için kurbağalar
salıverilmişlerdir. Ayrıca bu hastalığa halk arasında niye ''Tavuk G...''
dendiği konusunda elimizde hiç bir bilgi yoktur ve tavuklar da bu konuda
suçsuzdurlar. Siğiller, kişiden kişiye doğrudan veya çıplak ayakla basılan
zemin, daha az olarak da eşyalar aracılığıyla bulaşabilirler. Bunun yanı sıra
aynı kişide var olan bir siğilden başka alanlara da bulaşma olabilir.
Zedelenmiş deriye daha kolay bulaşır. Özellikle, siğillerin üzerleri
kopartılır, kanatılırsa bulaşma çok daha kolay olur. Eğer ısırılırsa ağız
içerisine dahi bulaşabilir. En iyi tanınan şekli, ellerde, kollarda yerleşen
şeklidir ve esmer, kabarık, sert çıkıntılar halindedir. Avuç içi ve ayak
tabanında çıkıntıları az olup, derine doğru gelişirler ve ağrılıdırlar,
nasırlarla çok karışırlar. Yüzde yassı, ince, esmer kabartılar halinde veya
yine yüzde ve bazen de boyunda fırça gibi olabilirler. Bir de cinsel ilişkiyle
bulaşan ve özellikle de cinsel organlar ve çevresinde yuvarlak, esmer, yumuşak
kitleler şeklinde yerleşen özel tipleri vardır. Tedavide doğrudan virüsleri
öldürme olanağı olmadığı için var olan belirtiler yok edilse bile yinelenmeleri
önelenemez. Elektrik akımıyla yakarak veya soğuk uygulamayla dondurarak yıkıma
uğratma yöntemleri genellikle başarılıdır, fakat biraz can yakar ve iz kalır.
Yineleme ve yayılma tehlikesini artırabileceği gerekçesiyle cerrahi girişim hiç
önerilmez. Bazı asitli ilaçlar veya kanser ilacı tipi ilaçlar sabırla ve
istikrarlı kullanıldığında yararlı olabilmektedir. Hastalığın kendiliğinden
geçebilme özelliği de vardır ve bu özellik çocuklarda çok fazladır. Ağız içi ve
cinsel organlar yerleşimi dışındakilerde, eğer ağrı ve yayılma eğilimi de yoksa
kendiliğinden iyileşme beklenebilir. Her türlü telkin yöntemi, eğer kişi
yapılan işlemle iyi olacağına inanırsa, etkili olabilir. Telkinin bağışıklık
sistemini harekete geçirdiği düşünülmektedir. Çalınmış pirinç basma gibi
törenler, okutma, boyalı su verme vb. yöntemler olabilir.
Sedef Hastalığı (Psoriasis), deri hastalıkları arasında dedikodusu en
çok yapılanlarındandır. Halk arasında sürekli ''Sedef'' sohbetleri ve
birbirlerine tedavi veya şifalı yerler ve bitkiler önermeler sık görülür.
Sürekli gündemde oluşunun nedeni, bazen çok göz önüne çıkabilen ve göze batan
belirtileri ve tedavisindeki zorluklardır. ''Sedef'' adını almasına neden olan
tipik belirtileri; pembe - kırmızı, hafif kabarık bir zemin üzerinde yerleşik
olan, beyaz, irice, parlak ve kuru kepeklerdir. Bu belirtiler 1 - 2 mm.'den 30
- 40 cm.'ye kadar büyüklükte, çok değişik şekillerde ve bir veya daha fazla
sayıda olabilir. Ender olarak vücudun çok geniş alanlarını kaplayan tipleri de
vardır. Çocuklarda daha az görülür. Tipik belirtiler daha çok gövde, kollar ve
bacaklarda görülür ve bunlar doktor olmayanlar tarafından dahi çok kolayca
tanınırlar. Saçlı deride, avuç içinde, ayak tabanında, büklüm yerlerinde
yerleşenler ise mantar hastalığı, egzama ve benzeri başka hastalıkları çok
taklit ederler ve bazen doktorlar dahi bunları ayırd edemeyebilirler. Ancak
deri hastalıkları uzmanlarının bu konudaki deneyimleri tanı için yeterli
olacaktır. Tırnaklarda da yerleşebilir ve yalnızca tırnakta dahi görülebilir.
Tırnakta kalınlaşma, renk değişikliği, çukucuklar görülebilir.
Hastalığın kesin nedeni belli değildir. Kalıtımın %60 - 70 oranında geçerli
olduğu kabul edilir. Kalıtıma bağlı olsun ya da olmasın, hastalığa yatkın bir
zemin vardır ve çevre faktörleri de bu zemin üzerinde etkili olur. Bu faktörler
arasında en iyi bilinenler psikolojik olanlarıdır. Ani şoklar, sıkıntı,
gerginlik, sevgi eksikliği, anne - çocuk ilişkisi bozuklukları önemli
tetikleyici faktörler olup; hastalığı başlatabilir veya alevlendirebilir. Diş
çürüğü, bademcik iltihabı, idrar yolları iltihabı gibi mikrobik odaklar ve
sürtme, çarpma, kaşıma gibi zedelemeler de tetikleyici etki yapabilir. Bunların
dışında bilinen ciddi bir tetikleyici yoktur. Hastalığın karaciğer veya başka
bir organla ilgisi olmadığı gibi, yenilen yiyeceklerle de hiçbir ilgisi yoktur,
fakat çok canı çekip de yenilemeyen yiyeceklerin etkili olma olasılığı daha
fazladır.
Sedef hastalığının tedavisinde, hastalığın nedeni bilinmediği ve neden yönelik
tedavi yapılmadığı için köklü çözüm getirip hastalığı ortadan kaldıracak bir
yöntem ve olanak yoktur. Fakat var olan belirtiler tedavi edilir ve yenilerin
çıkmasını önlemek için gereken önlemler yeterince alınırsa, uzun süre
belirtisiz kalınan dönemler sağlanabilir. Tedavide amaç en az yan etki ile
olabilecek en iyi iyileşmeleri elde etmek ve iyilik halini uzun süre
sürdürebilmektir. Hastalığın , her hastaya uyabilen tedavi şekilleri yoktur.
Hekim, her hasta için uygun olan tedaviyi ayrı ayrı belirleyecektir. Önemli
olan hastayla hekimin karşılıklı güven ve uyumlarıdır. Hastanın her şeyden önce
iyileşmeyi istemesi ve tedaviye uyum göstermesi gerekir. Tedaviler hakkındaki
tereddütlerini de hekimine danışmalı, kulaktan dolma bilgi veya komşu
önerileriyle yorum yapmamalı ve tedaviyi bırakmamalıdır. Var olan belirtileri
tedavi etmek için yan etkileri daha az olan, yerel uygulanan (deriye dıştan
sürülen) ilaçlardan başlanılır. Bu uygulamalarda önce kepek dökücü ilaçlarla
yüzey temizlenir ve diğer ilaçların etkinliği arttırılır. Değişik 4 - 5 çeşit
yerel uygulama vardır ve genellikle 20 -30 gün içerisinde güzel sonuçlar
alınır. Belirtilerin çok yaygın olduğu durumlarda ultraviyole ışını ile özel
tedaviler uygulanır (UVB, PUVA, vb.). Bu tedavilerde de bir aydan sonra sonuç
görülmeye başlanır ve ülkemizde en az 15 yıldır uygulanmaktadır. Doğal gün
ışığı da değişik şekillerde yararlı olmaktadır. Çok inatçı ve ağır tiplerinde
yan etkiler göze alınarak çok iyi bir takiple ağız yolu veya iğne şeklinde
tedaviler devreye sokulur. Hangi tedavi uygulanırsa uygulansın tetikleyici
etkenler de aradan çıkartılmaya çalışılır. Tedavinin başlangıcından itibaren
hastanın bir psikiyatrist denetimine alınması, sonucu çok etkiler ve tekrarları
azaltır. Banyolardan sonra sürekli nemlendiriciler kullanılıp, derinin kuruma,
kaşıntı ve zedelenmesi, dolayısıyla yinelemeler önlenmeye çalışılır. Sedef
hastalığı sık tekrarlama eğiliminde olduğu için, hastaların da arayışları çok
olacaktır. Tıp dışı tedaviler, kutsal ve şifalı sayılan yerler bu seçenekler
arasındadır. Sedef hastalığı, psikolojik kökeni nedeniyle telkine çok yatkın
bir hastalıktır ve hasta yapılan işleme inanmasına paralel olarak bu tür
işlemlerden etkilenebilir. Bu yönüyle hastaların sömürülmesine de çok
yatkındır. Belli bölgelerde sedef tedavisi konusunda ünlü yerler ve buralara sedef
turizmi de vardır. İsrail'de Lut Gölü, ülkemizde Kangal Balıklı kaplıcası bu
tip alanlardandır. Bu gibi alanların hiçbir tedavi edici özellikleri yoktur.
Buradaki etkilenmeler önemli ölçüde psikolojiktir. Kişiler, şöhretini
duydukları bir yere etkilenmeye hazır giderler, burada ortamlarından ve
stresten uzak kalırlar, ayrıca aynı soruna sahip kişilerle oluşan dertleşme
ortamı da doğal bir grup tedavisi oluşturacaktır. Güneş ışığı ve mineralli
sular ise hemen hemen her yerde aynıdır. Hele hele içinde ne olduğu bilinmeyen
halk işi tedavilere hiç yönelinmemeli; çözüm bir deri hastalıkları uzmanında
aranmalıdır.
Derinin de vücudun diğer organları gibi iyi ve kötü huylu olmak üzere
tümörleri vardır ve maalesef bu tümörlerin görülme sıklığı her geçen gün artmaktadır.
Deri kanserlerini melanomlar ve epiteliomalar olmak üzere kabaca iki sınıfta
toplayabiliriz. Bu tümörlerden,insan yaşamını etkilemesi açısından, önemle
üzerinde durulması gereken Malign Melanomlardır (M.M.). Dünyada her yıl 25
000-30 000 arasında yeni M.M. olgusuna rastlandığı tahmin edilmekte ve bu sayı
giderek artmaktadır. Bu kansere bağlı ölüm oranı erken tanı ve tedavi ile
oldukça azalmaktadır. Ancak ihmal veya klinik olarak geç tanı konulması bu
oranları düşürebilmektedir.
NE ZAMAN KUŞKULANILMALI ?
Her insanın vücudunda ben olabilir ancak bunların hepsini M.M. olarak düşünmek
doğru değildir. Vücutta mevcut benlerde ani bir değişiklik (büyüme, kanama,
renk değişikliği ve kaşıntı gibi) olduğunda veya ortada hiç olmayan bir renkli
oluşumun hızla oluştuğu farkedilirse, bunların erkenden biyopsi yapılıp
değerlendirilmesi gerekir. Asimetrik görünen, sınırları düzensiz olan, kendi
içerisine farklı renkler içeren ve 6 mm den büyük çaplı renkli benler ise
tehlikeli kabul edilip incelenmesi gerekir.
KİMLER ETKİLENEBİLİR ?
M.M. her yaş grubunda görülebilen bir deri kanseridir; ancak özellikle 20 li
yaşlardan sonra görülmeye başlar. Çocuk yaş grubunda nadir görülür. Görülmesini
arttıran faktörleri vardır. Özellikle açık tenli ve/veya mavi gözlü olmak, sarı
veya kızıl saçlı olmak, güneşle fazla temas, ailede veya kendisinde displastik
nevüs sendromu hikayesi, ailede veya bireyin kendisinde M.M. öyküsü, vücutta 20
nin üzerinde ben olması gibi bazı özel durumlarda kişinin özellikle dikkatli
olması gerekir. Özellikle baş ve boyun bölgesinde görülmelerine rağmen son
zamanlarda kadınların kol ve bacaklarında ve erkeklerin de gövdelerinde görülme
sıklığında bir artış vardır.
MALİNG MELANOM NASIL TEDAVİ EDİLİR?
M.M. un en etkili tedavisi erken tanı ve tedaviden geçer. Bir milimetre
kalınlığın altında yakalanan M.M. larda yaşama oranı yeterli tedavi ile % 100
lere ulaşmaktadır. Erken tanı için aylık periyotlarla kişilerin kendi
vücutlarını muayene ederek yeni oluşan lezyonların hızlı şekilde farketmek ve
bir uzmana danışmaktir. Tedavide en önemli basamak lezyonun ilk çıkarıldığında
yeterli genişlikte ve derinlikte çıkarılmasıdır. Toplumumuz içindeki yanlış
birtakım inanışlardan dolayı (beninle oynama veya oynatma kanser olursun vb.)
maalesef hastalar doktorlara geç gelmekte ve tedavi sonuçları bu durumdan
olumsuz etkilenmektedir. Çünkü M.M. için geç kalındıgında tedavi ve sonuçları
erken aşamada olduğu gibi yüz güldürücü değildir. Geç olgularda cerrahi sonrası
bölgesel lenf bezlerinin temizlenmesi, bölgesel veya sistemik kemoterapiler
veya immunoterapiler gibi ilave tedavi yöntemleri de vardır.
''Ben'' sözcüğü, yaşamdaki en önemli sözcüklerden biridir. Bedensel
kimliğimizi ifade ettiği gibi ruhsal kimliğimizi, dürtülerimizi,
megalomanilerimizi de ifade eden, derin anlamları olan, psikiyatri biliminde ve
edebiyatta da çok önemli yeri olan bir sözcüktür. Oysa deri üzerindeki ''ben''lerden
söz edildiğinde anlamı da, yerleşimi de bu kadar derin değildir. Halk arasında
derideki pek çok oluşuma ''ben'' adı verildiği halde bizim için önemli olan
benler, renk hücrelerinin (Melanosit) biraraya gelerek oluşturduğu açık
kahverenginden - gri veya siyaha kadar değişebilen renkteki oluşumlardır.
Bazen, deri düzeyinde kabarık olabilirler. Bu benleri önemli kılan deri
üzerinde görülen kanserlerin en habisi olan ''Malin Melanoma'' adlı kansere
dönüşebilmesidir. Bu benlerin bir kısmı doğumsal iken, bir kısmı da sonradan
ortaya çıkabilir. Halk arasında doğumsal olanların emniyetli olduğuna dair bir
kanı varsa da bu tamamen yanlıştır. Aynı tehlike doğumsal olanlarda da vardır,
hatta biraz daha fazladır. Doğumsal olanların bir kısmı büyük boyutlarda ve kabartılıdır
(Dev nevus). Bunlarda kanserleşme oranı daha fazladır ve çok dikkatle
izlenmelidir. Çarpma, vurma, kesme ve benzeri zedelenmeler, her türlü benin
kanserleşme olasılığını artırır. Sonradan oluşan benlerin, gelişiminde kalıtsal
zeminin yanısıra en önemli etken güneş ışığıdır. Özellikle kısa sürede alınan
yüksek doz güneş ışını ve oluşan güneş yanıkları ben artışını hızlandırdığı
gibi, kanserleşme olasılığını da artırır. Her bir güneş yanığı tehlikeyi daha
çok arttırır ve özellikle çocukluk yaşlarındaki güneş yanıkları daha
tehlikelidir. Bu nedenle benlerin artış ve kansere dönüşünü engellemek için
güneşten iyi korunmak gerekir. Genellikle 0.5 cm'nin üzerindeki benlerde
tehlikenin olduğu ve boyut büyüdükçe tehlikenin arttığı kabul edilir. Benlerin bir
Deri Hastalıkları Uzmanı tarafından görülüp değerlendirilmesi gerekir. Varolan
benler üzerindeki hızlı değişiklikler, olumsuz bir değişimin habercisi
olabilir. Özellikle 1-2 ay içerisinde olan hızlı değişiklikler önemlidir. Hızlı
büyüme, hızlı renk değişiklikleri ve hızlı şekil değişiklikleri ciddi uyarıcı
belirtilerdir. Ayrıca benin üzerinde bir kanama, şişme, kızarma, şiddetli
kaşıntı da uyarıcı belirtilerdir. Bu tip değişiklikler görüldüğünde hiç vakit
geçirmeden bir Deri Hastalıkları Uzmanına görünmek gerekir. Şüpheli olan ben,
hemen cerrahi olarak çıkarılıp tetkik edilmelidir. Halk arasında çok yanlış bir
şekilde yerleşmiş olan bir kanıya göre benlerin aldırılmasının tehlikeli olduğu
düşünülür. Tamamen yanlış bir düşünce olup, çıkarılan benin kişi için hiçbir
tehlikesi olamaz. Aksine, melanomların erken yakalanması kişinin hayatını
kurtarabilir. ''Ben''lerimize dikkat edelim.
Hayat kaynağı, ısı, ışık ve enerji kaynağı olan, bir zamanlar
adına tapınaklar yapılıp, kurbanlar verilen güneş, son 30-40 yıldır deri
üzerindeki olumsuz etkilerinin farkedilmesinden sonra, sakınılması gereken bir
güç olarak da gündemde yerini almıştır. Yönetici yıldızı güneş olan bir ''Aslan
Burcu'' erkeği olarak güneş hakkında olumsuz şeyler yazmak bana çok zor
gelmekle birlikte, görev sorumluluğum gerçekleri yazmamı emrediyor. Güneş
ışığının deri üzerindeki olumlu etkisi yok denecek kadar azdır. Bazı mikropları
öldürmesi, sedef hastalığı gibi bazı hastalıklara iyi gelmesi olumlu
etkilerindendir. Fakat en yararlı ve en etkileyici yanı sıcak ve aydınlık
yüzüyle verdiği moral etkisi ve çevremize ne kadar iyi yandığımızı ve
tatilimizi nerelerde geçirdiğimizi göstererek hava atma olanağı sağlamasıdır.
Oysa 1950'li yıllara kadar yanık ten yalnız güneş altında çalışanlarda (inşaat
işçisi, çiftçi, balıkçı vb.) görülür ve pek makbul sayılmazdı. Yüz ve kolların
alt kısım veya atletin dışında kalan alanlarda yanık ''amele yanığı'', sol
kolda yerleşeni ''şoför yanığı'', yüz ve el sırtlarında yerleşen ''çiftçi
yanığı'' diye adlandırılırdı.
Yanık ten modasından on yıllar sonra zararlı etkiler daha çok ortaya cıkmış ve
anlaşılmaya başlanmıştır.
Güneş ışığının içerisindeki Ultraviyole (morötesi) bölümü deri üzerindeki
zararlı etkilerin sorumlusudur. Başlangıçta tüm zararlı etkilerden Ultraviyole
B (UVB) Ônin bir sorumlu tutulmuşsa da son zamanlarda UVA'nın da daha düşük
güçte olmakla birlikte aynı zararlı etkilere sahip olduğu farkedilmiştir. Bu
etkiler beyaz ırk için geçerlidir ve ten rengi açıldıkça zarar oranı artar.
Uzun yıllar güneş ışığı altında kalındığında, alınan toplam doza bağlı olarak
deride hasar oluşur, incelme, yer yer lekelenmeler görülür ve daha sonra deri
kanseri oluşur. Bunlar en çok yüz ve dudakta görülür. Aralıklı ve yüksek
dozlarda, ani güneş yanıkları ise (özellikle çocukluk yaşlarında daha çok
etkilidir) bir başka deri kanserine zemin hazırlar. Deride leke ve ben oluşumu
ile bu benlerin bir kısmının kanserleşmesi de söz konusudur. Ayrıca uzun
süreli, yüksek doz güneş ışığı, vücudun bağışıklık sistemini de zayıflatır.
Fakat, hepsinden daha önemlisi derinin erken yaşlanmasına yol açar. Deri, ince,
gevşek, mat, buruşuk, kırış kırış, lekeli ve çabuk zedelenir bir durum alır ki
bu dayanılası bir durum değildir.
Güneşin Zararlarından Korunmanın Yolları ve Bilinmesi gereken ilkeler :
1. Korunma ne kadar erken başlarsa o kadar yararlı olur.
2. Kızarma, su toplama, soyulmalara neden olacak yanıklara hiçbir zaman yol
açılmamalıdır.
3. Kuru ve sık dokulu giysiler iyi koruyucudur.
4. Bulutlu havalarda, gölgede, şemsiye veya saçak altında güneş ışınlarının
%50'sinden fazlası süzülür, yansır ve yine zararlı etkilerini yaparlar.
5. Yüksek yerlerde, denizde, kumda, karada etkilenme daha fazladır.
6. Yüz ve eller için güneşten korunma yalnız tatilde, plajda değil, gündelik
yaşamda, sokağa çıkılırken de yapılmalıdır.
7. Güneşin dik olduğu saatlerde güneş altında mayo ile kalınmamalıdır. Bu
saatler, gün ortasının 2 saat öncesi ve sonrası olarak kabul edilir, fakat
bölgelere gore değişebilir. Pratik olarak saat 11 ile 15 arası sakınılması
uygun olur.
Güneşten korunmak için krem veya losyon şeklindeki koruyucu ürünler kullanılır.
Bunlar, koruma güçlerine göre derecelendirilir ve bu derecelerin adı ''güneşten
korunma faktörü''dür (Sun Protecting Factor = SPF) 1'den 100'e kadar değişik
güçte koruma faktörlü ürünler bulunmaktadır. Kullanımda önemli olan nokta,
ışığın altına çıkılmadan 20-30 dakika önce koruyucunun sürülmesi ve en az 3
saatte bir yenilenmesidir. Yeni ürünler, belli ölçülerde suya dayanıklı olmakla
birlikte, denizde çok uzun süre kalındığında da yenilenmesinde yarar vardır.
Eller, dış ortamla sürekli temas kurmamızı sağlayan en aktif
organlarımızdandır. Dış ortamla olan sürekli ilişki, çok çeşitli tahriş edici
ve alerji yapabilecek maddelere dokunmanıza neden olabilir. En sık görülen
egzamalar, tahriş sonucu ortaya çıkan egzamalardır. Bunun en tipik şekli ''ev
hanımı egzaması''dır.
Sürekli olarak suyla temas etmek, sık el yıkamak veya çamaşır, bulaşık yıkamak,
işin içinde sabun ve deterjan olmasa dahi, tahriş edicidir. Bu, derinin doğal
nem ve yağının azalmasına ve kuruyup çatlamasına neden olur. Sabunların ve
deterjanların güçlü yağ eritici özellikleri eklendiğinde bu sonuç
kaçınılmazdır. Deri, uzun süre bu saldırılara, belirti vermeden, dayanabilir.
Bir eşik noktası aşıldıktan sonra deride; kuruma, çatlama, soyulma, sızlama
gibi şikayetler görülür ve bundan sonra en küçük bir temasta yinelenir. Solak
olan kişiler dışında başlangıç, genellikle sağ el baş ve işaret parmaklarından
olur.
Zaman geçtikçe ve koşullar aynı şekilde sürdükçe, diğer parmaklar ve avuç
içine, bir yandan da diğer ele yayılır. Hem görüntü olarak kötüdür, hem de
hasta eliyle bir şeylere dokunduğunda rahatsız olur. Ayrıca, bu çatlaklardan
mikrop kapma tehlikesi de vardır. Buna ek olarak da, normalde avuç içi derisi
kalın olduğu için geçemeyen, alerji yapıcı maddeler daha kolay geçebilir ve
reaksiyona neden olabilirler.
Ev kadınlarının çoğunda görülen bu olay, suyla uğraşan diğer mesleklerde de
görülebilir. En sağlıklı korunma yolu, suyla ve diğer tahriş edicilerle teması
azaltmaktır. İş yapmak zorunda olunduğunda, içi pamuklu, dışı naylon eldiven
giymek iyi bir korunma yoludur. Fakat bu da terlemeye yol açtığı için; yarım
saat çalışmanın sonunda, eldiven çıkarılarak, on dakikalık bir ara verilmesinde
yarar vardır. Ayrıca, her el yıkamanın sonunda, derinin nemini korumak ve
yumuşak, elastik kıvamda kalmasını sağlamak için, bir el kremi kullanmak
gerekir. Bunlar, hastalığın başlamasını önlemek veya düzeldikten sonra korumak
için kullanılırlar, başlamış bir egzamada tedavi edici etkileri yoktur. Bu gibi
durumlarda, kesinlikle bir deri hastalıkları uzmanının tedaviyi düzenlemesi
gerekir. İşe başlamadan önce ellere sürülen ve hafif tahriş edicilerden koruyan
bazı maddeler, eldiven kullanamayanlarda az da olsa yardımcı olabilir, fakat
tam koruma sağlamazlar.
Ellerin, dış ortamla sürekli temas ettiği maddeler arasında, çok güçlü alerji
yapıcı maddeler de bulunabilir. Bu gibi durumlarda; avuç içleri değil, el
üstleri ve parmak araları daha çok etkilenir. Bu tip egzamalar, daha çok
mesleklere bağlı olarak temas edilen özel maddelerle ortaya çıkar. En tipik
örnekleri: İnşaat işçileri, fayansçılar gibi mesleklerde çimentoya; berberlerde
saç boyalarına ve sağlık çalışanlarında eldivenlerin ana maddesi olan latekse
bağlı olan egzamalardır.
Eğer eller sürekli su ve tahriş edici maddelerle temasta ise, hasar gören
deride alerji yapıcıların yerleşmesi daha kolay olur ve bu tür egzamanın ortaya
çıkması da kolaylaşır. Bunların başlangıç dönemleri; ani olarak ortaya çıkan,
çok kaşıntılı, kızarık, sulantılı belirtiler halindedir ve kişiyi çok
korkutabilir.
Hastalığa neden olan maddeyle yeniden temas olmazsa, yaklaşık olarak 10 - 15
gün içerisinde egzama gerileyebilir. Sık sık duzelip, yinelerse olay sürekli
bir hal alır; deri sert, kalın, kaşıntılıdır ve her atakta kızarma ve
sulanmalar buna eklenir. Bir deri hastalıkları uzmanı denetiminde ilk aşamalar
kolayca denetim altına alınabilir ve müzminleşmiş olan durumlar, biraz daha inatçı
olmakla birlikte, tedaviye iyi yanıt verir. Önemli olan, yinelemeleri
öneleyebilmektir. Örneklerdeki gibi durumlarda egzamayla şüpheli madde ilişkisi
çok nettir, fakat her zaman böyle kolay görünmeyebilir. Şüpheli durumlarda,
özel deri testleriyle, şüpheli madde saptanmaya çalışılır. Şüpheli madde her
zaman saptanamayabilir, saptansa bile bu maddeye karşı tolerans geliştirilmez,
tek yapılacak şey bu maddeden uzak kalmaktır. Ayrıca, bu alerji yapan maddelere
karşı direnci artırabilmek için ; elin suyla temasını normal ölçülerde tutmak
gerekir. Yıkamalardan sonra el kremi kullanarak ellerin nem ve elastikiyetini
korumak ve şüpheli maddelerle iş yapılması gerektiğinde, eldiven kullanmak
yararlı olur. Bunların dışında ellerin su kabarcıkları ile seyreden, nedeni
bilinmeyen mevsimsel egzamaları (dizidroz) ve özellikle avuç içlerinde nedensiz
kaşıntı ve sertleşmeyle seyreden, daha çok da sıkıntı ve gerginliğe bağlanan,
egzama tipleri vardır. Bu tip egzamalar birçok hastalığı taklit edebilirler.
Bunların tanıları ve tedavileri, kesinlikle bir deri hastalıkları uzmanı
tarafından yapılmalıdır.
Bitlenme; yüzyıllardır var olan, günümüzde de tam çözümlenememiş,
üstelik yalnız az gelişmiş ülkelerin değil, tüm gelişmiş ülkelerin de ortak bir
sorunudur.
Bitler, zorunlu insan paraziti olan böceklerdir. İnsan vücuduna
yerleştiklerinde kıl diplerinde ve elbise kıvrımlarında yuvarlanırlar. Deriden
kan emerek beslenen bitler, yumurtalarını da kıllara veya elbise kıvrımlarına
yapıştırırlar. Yerleştikleri bölgelere göre üç türlü bitlenme vardır. Baş ve
gövde bitlenmesinde aynı bit cinsi yer alırken, cinsel organlar çevresinde
yerleşenlerde bitin cinsi de farklıdır. En sık görülen ve iyi tanınan baş
bitlenmesidir. Bu tip, özellikle okul öncesi ve ilkokul çağlarında sık görülür.
Çok ihmal edilmiş durumlar dışında; çok az sayıda bit, buna karşılık, saçlara
yapışık çokça yumurta vardır. Kaşıntı çoktur ve buna bağlı egzama veya mikrobik
olaylar da gelişebilir. Çocuklarda daha fazla görülen, yakın temasla doğrudan
bulaşma olabildiği gibi; tarak, fırça, yastık kılıfı, şapka, eşarp vb.
eşyalarla da dolaylı olarak bulaşabilir. Baş bitlenmesinde saç kazıtmak ne
önerilebilir, ne de kabul edilebilir. Vücut bitlenmesi - her ne kadar seyrek
görülürse de - daha çok toplu yaşam merkezlerinde karşımıza çıkar. Bitler,
elbiselerde yerleştikleri için; vucutta yalnızca ısırık yerleri ve kaşıntı
izleri vardır. Cinsel organlar çevresindeki şekil ise, en sık cinsel temasla,
daha az olarak da iç çamaşırı, çarşaf vb. eşyalarla bulaşabilir. Bu hastalıkta;
kafalarını kıl diplerine gömmüş bitler ve yumurtaları çok rahat görülürler.
Kaşıntı çok belirgindir, cinsel organ çevresindeki kılların traşlanması yararlı
olur. Tedavide çok etkin ilaçlar olmakla birlikte, zaman zaman ilaçlara direnç
gelişebilmektedir (DDT en tipik örnektir). Bunu önlemenin temel yolu; hekim
kontrolu dışında bu ilaçları gerekli gereksiz kullanmamaktır. Ayrıca, ilaçların
bitler üzerine etkileri çok iyi olmakla birlikte, yumurtalar bazen
etkilenmeyebilmektedir. Bunun için de 5 - 7 gün içinde ikinci bir uygulama
önerilir. İlke olarak tüm aile tedavi edilmeli ve bulaşma kaynakları da çok iyi
dezenfekte edilmelidir. Kaynamayla bozulmayacak eşyalar için kaynatma iyi bir
yoldur.
Halk arasındaki yaygın bir kanıya göre yazın eyyam-ı buhur (Sam Yeli)
estiğinde güneş altında, hem de ıslak olarak kalınınca, derideki su
damlacıkları mercek (büyüteç=pertavsız) görevi görerek deriyi zedeler ve beyaz
lekeler oluşurmuş. Pek doğaldır ki geçerliliği olmayan bir düşünce, fakat en
azından kendine göre bir mantık silsilesi var. Burada akla yanıtları zor olan
şu sorular gelebilir: Su damlacıkları niye Sam Yeli estiğinde mercektir de esmediğinde
değildir veya Sam Yeli Sam Amca tarafından mı gönderilir?
Sözü edilen hastalık, derideki beyaz lekelerin en iyi tanınanı ''Vitiligo''
veya halk arasındaki adıyla ''Ala'' adlı hastalıktır. Beyaza yakın açık
renkleriyle dikkati çeken lekeler hastalığın tipik belirtileridir. Bunlar,
kendi bildikleri gibi azalıp çoğalabilirler. Seyirlerini Sam Yeli değil,
fırtınalar dahi değiştiremez. Görünüşlerinden başka hiçbir zararları yoktur,
ağrı, kaşıntı yapmaz, yaşam süresini etkilemez, kimseye bulaşmazlar. Yalnızca
bir estetik kusur olarak sorun yaratırlar. Nedeni bilinmeyen bu hastalıkta pek
çok şey suçlanmışsa da kesin nedeni bulunamamıştır. Bilinen önemli
özelliklerinden biri her hastada olmasa da kalıtımın etkili oluşudur. Bunun
yanısıra her türlü zedelenme (çarpma, vurma, kesme, yanık vb.) hastalığın
gelişimini kolaylaştırır. Özellikle gövdede yerleşen bir tür mantar hastalığı
Vitiligoyu çok taklit eden belirtiler yapar ve bazen hekimler tarafından bile
karıştırılır.
Bunun dışında, seyrek rastlanan bazı bulaşıcı hastalıklarda bu tür lekelere
rastlanabildiği gibi yine bunlara benzeyen bazı doğum lekeleri veya bazı
hastalıkların bıraktığı izler de bu hastalığı çok taklit eder.
Hastalığın kesin tanımı bir Deri Hastalıkları Uzmanı tarafından rahatlıkla
konabilir, fakat tedavisinde başarı bu kadar kesin değildir. Güneş ışığı da
dahil ışın tedavileri ve bazı yerel ilaçlar zaman zaman iyi sonuç verebilir.
Fakat sonuç kişilere göre veya zamana göre değişebilir. Eğer bu lekeler kişi
için önemliyse denemeye değer. Ayrıca çok güzel kamuflaj yöntemleri de vardır
ve lekeleri çok iyi saklayabilirler.
Deride yerleşen mantar hastalıklarının en sık görülen şekli ayak mantar
hastalıkları olduğu gibi, ayak derisinde en sık görülen deri hastalığı da ayak
mantar hastalığıdır. Yani, sık görülen bir durumdur. Sık görülmesine ve çoğu
kez yoğun kaşıntısına karşın genellikle ihmal edilen, fazla önemsenmeyen bir
hastalıktır. Bu ihmalde belki de sık görülmesinin de payı vardır. İnsanlar
birbirlerine sorarak diğerlerinde de ayaklarının aynı bölgelerinde kaşıntı,
soyulma, sulanma vb. olduğunu öğrenince normal sağlıklı bir ayağın böyle olması
gerektiğini de düşünüyor olabilirler. Bunun da ötesinde bazı hastalarımızda
tedavi edilmesi durumunda, başka yerlerden başka hastalıklar (örneğin dizlerde,
bacaklarda ağrılar) çıkabileceği gibi tamamen asılsız düşünceler de vardır.
Genellikle çok kaşıntılı olan ayak mantar hastalıkları, bu kaşıntının verdiği
rahatsızlığın yanısıra, bazen başka hastalıklara da yol açabilir. Kaşınma
yoluyla deride yaralar ve sıyrıklar açılması diğer mikroplar için iyi bir giriş
kapısı oluşturur ve değişik tiplerde ikinci bir mikrobik hastalık eklenebilir.
Ülkemizde ''Yılancık'' adı verilen mikrobik hastalığın en sık, ayaklar ve
bacaklarda görülme nedeni de tedavi edilmeyen mantar hastalıklarıdır. Bunların
da dışında bazen bu mantar hastalıklarına karşı bazı allerjik reaksiyonlar
gelişerek başka türden sorunlara yol açabilir.
En sık görülen şekli, halk arasında ''Mayasıl'' adı verilen ayak parmak arası
yerleşimidir. Bu tip bazen kuru soyulmalar, bazen kabarcıklı, bazen de yaş,
beyaz, peynirimisi bir manzarada görülebilir. Ayak tabanında ise genellikle
kuru soyulmalar ve bazen kalınlaşmalarla görülebilir.
Ayak tırnaklarına yerleştiğinde, tırnaklarda kalınlaşma, kabalaşma, renk
değişikliği görülür. Bazen kalınlaşmalar çok aşırı olup, ağrıya yol açabilir,
ayakkabı giyilmesini ve tırnak kesilmesini zorlaştırır. Görüntüsünün çirkinliği
ise en belirgin yanıdır.
Bulaşması doğrudan ayak ayağa sürtüşme yoluyla olabileceği gibi, terlik, çorap,
ayakkabı, havlu gibi ortak kullanılan eşyalardan veya banyo, küvet, plaj, hamam
ve benzeri ortak zeminlerden olabilir. Ayakların yıkandıktan sonra iyi
kurulanmayıp nemli kalması mantar üremesi için çok uygun bir ortam yaratır.
Tırnaklara bulaşma ise daha çok tırnak makası, törpü gibi tırnakta zedelenme de
yapabilen ortak eşyalar aracılığıyla olur.
Aynı bölgede yerleşebilen egzema, sedef hastalığı ve benzeri bazı hastalıklar
bazen çok yanıltıcı olabilir. Ayrımı, bir Deri Hastalıkları Uzmanı tarafından
sağlıklı bir şekilde yapılmalıdır. Gerekirse laboratuar tetkiklerinden de
yararlanılır. Tedavisi de Deri Hastalıkları Uzmanının önerdiği şekilde düzgün
uygulanırsa sanıldığından çok daha kolay ve etkili olacaktır. Ayak derisi için
en az bir ay, ayak tırnakları için en az dört ay düzenli tedavi gerekecektir.
Ayak parmak aralarının kuru tutulması, yani yıkamadan sonra çok iyi kurulanması
ve hatta pudralanması yeni bulaşma ve yinelemeleri önlemek için çok önemlidir.
Ortak eşya kullanımını önlemek ve mantar bulaştığı düşünülen ayakkabı, çorap
vb. eşyaların dezenfeksiyonu çok önemlidir.