15 "cilt hastalığı" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)
"cilt hastalığı" etiketi kullanan diğer içerikler resimler
,
videolarHayat kaynağı, ısı, ışık ve enerji kaynağı olan, bir zamanlar
adına tapınaklar yapılıp, kurbanlar verilen güneş, son 30-40 yıldır deri
üzerindeki olumsuz etkilerinin farkedilmesinden sonra, sakınılması gereken bir
güç olarak da gündemde yerini almıştır. Yönetici yıldızı güneş olan bir ''Aslan
Burcu'' erkeği olarak güneş hakkında olumsuz şeyler yazmak bana çok zor
gelmekle birlikte, görev sorumluluğum gerçekleri yazmamı emrediyor. Güneş
ışığının deri üzerindeki olumlu etkisi yok denecek kadar azdır. Bazı mikropları
öldürmesi, sedef hastalığı gibi bazı hastalıklara iyi gelmesi olumlu
etkilerindendir. Fakat en yararlı ve en etkileyici yanı sıcak ve aydınlık
yüzüyle verdiği moral etkisi ve çevremize ne kadar iyi yandığımızı ve
tatilimizi nerelerde geçirdiğimizi göstererek hava atma olanağı sağlamasıdır.
Oysa 1950'li yıllara kadar yanık ten yalnız güneş altında çalışanlarda (inşaat
işçisi, çiftçi, balıkçı vb.) görülür ve pek makbul sayılmazdı. Yüz ve kolların
alt kısım veya atletin dışında kalan alanlarda yanık ''amele yanığı'', sol
kolda yerleşeni ''şoför yanığı'', yüz ve el sırtlarında yerleşen ''çiftçi
yanığı'' diye adlandırılırdı.
Yanık ten modasından on yıllar sonra zararlı etkiler daha çok ortaya cıkmış ve
anlaşılmaya başlanmıştır.
Güneş ışığının içerisindeki Ultraviyole (morötesi) bölümü deri üzerindeki
zararlı etkilerin sorumlusudur. Başlangıçta tüm zararlı etkilerden Ultraviyole
B (UVB) Ônin bir sorumlu tutulmuşsa da son zamanlarda UVA'nın da daha düşük
güçte olmakla birlikte aynı zararlı etkilere sahip olduğu farkedilmiştir. Bu
etkiler beyaz ırk için geçerlidir ve ten rengi açıldıkça zarar oranı artar.
Uzun yıllar güneş ışığı altında kalındığında, alınan toplam doza bağlı olarak
deride hasar oluşur, incelme, yer yer lekelenmeler görülür ve daha sonra deri
kanseri oluşur. Bunlar en çok yüz ve dudakta görülür. Aralıklı ve yüksek
dozlarda, ani güneş yanıkları ise (özellikle çocukluk yaşlarında daha çok
etkilidir) bir başka deri kanserine zemin hazırlar. Deride leke ve ben oluşumu
ile bu benlerin bir kısmının kanserleşmesi de söz konusudur. Ayrıca uzun
süreli, yüksek doz güneş ışığı, vücudun bağışıklık sistemini de zayıflatır.
Fakat, hepsinden daha önemlisi derinin erken yaşlanmasına yol açar. Deri, ince,
gevşek, mat, buruşuk, kırış kırış, lekeli ve çabuk zedelenir bir durum alır ki
bu dayanılası bir durum değildir.
Güneşin Zararlarından Korunmanın Yolları ve Bilinmesi gereken ilkeler :
1. Korunma ne kadar erken başlarsa o kadar yararlı olur.
2. Kızarma, su toplama, soyulmalara neden olacak yanıklara hiçbir zaman yol
açılmamalıdır.
3. Kuru ve sık dokulu giysiler iyi koruyucudur.
4. Bulutlu havalarda, gölgede, şemsiye veya saçak altında güneş ışınlarının
%50'sinden fazlası süzülür, yansır ve yine zararlı etkilerini yaparlar.
5. Yüksek yerlerde, denizde, kumda, karada etkilenme daha fazladır.
6. Yüz ve eller için güneşten korunma yalnız tatilde, plajda değil, gündelik
yaşamda, sokağa çıkılırken de yapılmalıdır.
7. Güneşin dik olduğu saatlerde güneş altında mayo ile kalınmamalıdır. Bu
saatler, gün ortasının 2 saat öncesi ve sonrası olarak kabul edilir, fakat
bölgelere gore değişebilir. Pratik olarak saat 11 ile 15 arası sakınılması
uygun olur.
Güneşten korunmak için krem veya losyon şeklindeki koruyucu ürünler kullanılır.
Bunlar, koruma güçlerine göre derecelendirilir ve bu derecelerin adı ''güneşten
korunma faktörü''dür (Sun Protecting Factor = SPF) 1'den 100'e kadar değişik
güçte koruma faktörlü ürünler bulunmaktadır. Kullanımda önemli olan nokta,
ışığın altına çıkılmadan 20-30 dakika önce koruyucunun sürülmesi ve en az 3
saatte bir yenilenmesidir. Yeni ürünler, belli ölçülerde suya dayanıklı olmakla
birlikte, denizde çok uzun süre kalındığında da yenilenmesinde yarar vardır.
Eller, dış ortamla sürekli temas kurmamızı sağlayan en aktif
organlarımızdandır. Dış ortamla olan sürekli ilişki, çok çeşitli tahriş edici
ve alerji yapabilecek maddelere dokunmanıza neden olabilir. En sık görülen
egzamalar, tahriş sonucu ortaya çıkan egzamalardır. Bunun en tipik şekli ''ev
hanımı egzaması''dır.
Sürekli olarak suyla temas etmek, sık el yıkamak veya çamaşır, bulaşık yıkamak,
işin içinde sabun ve deterjan olmasa dahi, tahriş edicidir. Bu, derinin doğal
nem ve yağının azalmasına ve kuruyup çatlamasına neden olur. Sabunların ve
deterjanların güçlü yağ eritici özellikleri eklendiğinde bu sonuç
kaçınılmazdır. Deri, uzun süre bu saldırılara, belirti vermeden, dayanabilir.
Bir eşik noktası aşıldıktan sonra deride; kuruma, çatlama, soyulma, sızlama
gibi şikayetler görülür ve bundan sonra en küçük bir temasta yinelenir. Solak
olan kişiler dışında başlangıç, genellikle sağ el baş ve işaret parmaklarından
olur.
Zaman geçtikçe ve koşullar aynı şekilde sürdükçe, diğer parmaklar ve avuç
içine, bir yandan da diğer ele yayılır. Hem görüntü olarak kötüdür, hem de
hasta eliyle bir şeylere dokunduğunda rahatsız olur. Ayrıca, bu çatlaklardan
mikrop kapma tehlikesi de vardır. Buna ek olarak da, normalde avuç içi derisi
kalın olduğu için geçemeyen, alerji yapıcı maddeler daha kolay geçebilir ve
reaksiyona neden olabilirler.
Ev kadınlarının çoğunda görülen bu olay, suyla uğraşan diğer mesleklerde de
görülebilir. En sağlıklı korunma yolu, suyla ve diğer tahriş edicilerle teması
azaltmaktır. İş yapmak zorunda olunduğunda, içi pamuklu, dışı naylon eldiven
giymek iyi bir korunma yoludur. Fakat bu da terlemeye yol açtığı için; yarım
saat çalışmanın sonunda, eldiven çıkarılarak, on dakikalık bir ara verilmesinde
yarar vardır. Ayrıca, her el yıkamanın sonunda, derinin nemini korumak ve
yumuşak, elastik kıvamda kalmasını sağlamak için, bir el kremi kullanmak
gerekir. Bunlar, hastalığın başlamasını önlemek veya düzeldikten sonra korumak
için kullanılırlar, başlamış bir egzamada tedavi edici etkileri yoktur. Bu gibi
durumlarda, kesinlikle bir deri hastalıkları uzmanının tedaviyi düzenlemesi
gerekir. İşe başlamadan önce ellere sürülen ve hafif tahriş edicilerden koruyan
bazı maddeler, eldiven kullanamayanlarda az da olsa yardımcı olabilir, fakat
tam koruma sağlamazlar.
Ellerin, dış ortamla sürekli temas ettiği maddeler arasında, çok güçlü alerji
yapıcı maddeler de bulunabilir. Bu gibi durumlarda; avuç içleri değil, el
üstleri ve parmak araları daha çok etkilenir. Bu tip egzamalar, daha çok
mesleklere bağlı olarak temas edilen özel maddelerle ortaya çıkar. En tipik
örnekleri: İnşaat işçileri, fayansçılar gibi mesleklerde çimentoya; berberlerde
saç boyalarına ve sağlık çalışanlarında eldivenlerin ana maddesi olan latekse
bağlı olan egzamalardır.
Eğer eller sürekli su ve tahriş edici maddelerle temasta ise, hasar gören
deride alerji yapıcıların yerleşmesi daha kolay olur ve bu tür egzamanın ortaya
çıkması da kolaylaşır. Bunların başlangıç dönemleri; ani olarak ortaya çıkan,
çok kaşıntılı, kızarık, sulantılı belirtiler halindedir ve kişiyi çok
korkutabilir.
Hastalığa neden olan maddeyle yeniden temas olmazsa, yaklaşık olarak 10 - 15
gün içerisinde egzama gerileyebilir. Sık sık duzelip, yinelerse olay sürekli
bir hal alır; deri sert, kalın, kaşıntılıdır ve her atakta kızarma ve
sulanmalar buna eklenir. Bir deri hastalıkları uzmanı denetiminde ilk aşamalar
kolayca denetim altına alınabilir ve müzminleşmiş olan durumlar, biraz daha inatçı
olmakla birlikte, tedaviye iyi yanıt verir. Önemli olan, yinelemeleri
öneleyebilmektir. Örneklerdeki gibi durumlarda egzamayla şüpheli madde ilişkisi
çok nettir, fakat her zaman böyle kolay görünmeyebilir. Şüpheli durumlarda,
özel deri testleriyle, şüpheli madde saptanmaya çalışılır. Şüpheli madde her
zaman saptanamayabilir, saptansa bile bu maddeye karşı tolerans geliştirilmez,
tek yapılacak şey bu maddeden uzak kalmaktır. Ayrıca, bu alerji yapan maddelere
karşı direnci artırabilmek için ; elin suyla temasını normal ölçülerde tutmak
gerekir. Yıkamalardan sonra el kremi kullanarak ellerin nem ve elastikiyetini
korumak ve şüpheli maddelerle iş yapılması gerektiğinde, eldiven kullanmak
yararlı olur. Bunların dışında ellerin su kabarcıkları ile seyreden, nedeni
bilinmeyen mevsimsel egzamaları (dizidroz) ve özellikle avuç içlerinde nedensiz
kaşıntı ve sertleşmeyle seyreden, daha çok da sıkıntı ve gerginliğe bağlanan,
egzama tipleri vardır. Bu tip egzamalar birçok hastalığı taklit edebilirler.
Bunların tanıları ve tedavileri, kesinlikle bir deri hastalıkları uzmanı
tarafından yapılmalıdır.
Bitlenme; yüzyıllardır var olan, günümüzde de tam çözümlenememiş,
üstelik yalnız az gelişmiş ülkelerin değil, tüm gelişmiş ülkelerin de ortak bir
sorunudur.
Bitler, zorunlu insan paraziti olan böceklerdir. İnsan vücuduna
yerleştiklerinde kıl diplerinde ve elbise kıvrımlarında yuvarlanırlar. Deriden
kan emerek beslenen bitler, yumurtalarını da kıllara veya elbise kıvrımlarına
yapıştırırlar. Yerleştikleri bölgelere göre üç türlü bitlenme vardır. Baş ve
gövde bitlenmesinde aynı bit cinsi yer alırken, cinsel organlar çevresinde
yerleşenlerde bitin cinsi de farklıdır. En sık görülen ve iyi tanınan baş
bitlenmesidir. Bu tip, özellikle okul öncesi ve ilkokul çağlarında sık görülür.
Çok ihmal edilmiş durumlar dışında; çok az sayıda bit, buna karşılık, saçlara
yapışık çokça yumurta vardır. Kaşıntı çoktur ve buna bağlı egzama veya mikrobik
olaylar da gelişebilir. Çocuklarda daha fazla görülen, yakın temasla doğrudan
bulaşma olabildiği gibi; tarak, fırça, yastık kılıfı, şapka, eşarp vb.
eşyalarla da dolaylı olarak bulaşabilir. Baş bitlenmesinde saç kazıtmak ne
önerilebilir, ne de kabul edilebilir. Vücut bitlenmesi - her ne kadar seyrek
görülürse de - daha çok toplu yaşam merkezlerinde karşımıza çıkar. Bitler,
elbiselerde yerleştikleri için; vucutta yalnızca ısırık yerleri ve kaşıntı
izleri vardır. Cinsel organlar çevresindeki şekil ise, en sık cinsel temasla,
daha az olarak da iç çamaşırı, çarşaf vb. eşyalarla bulaşabilir. Bu hastalıkta;
kafalarını kıl diplerine gömmüş bitler ve yumurtaları çok rahat görülürler.
Kaşıntı çok belirgindir, cinsel organ çevresindeki kılların traşlanması yararlı
olur. Tedavide çok etkin ilaçlar olmakla birlikte, zaman zaman ilaçlara direnç
gelişebilmektedir (DDT en tipik örnektir). Bunu önlemenin temel yolu; hekim
kontrolu dışında bu ilaçları gerekli gereksiz kullanmamaktır. Ayrıca, ilaçların
bitler üzerine etkileri çok iyi olmakla birlikte, yumurtalar bazen
etkilenmeyebilmektedir. Bunun için de 5 - 7 gün içinde ikinci bir uygulama
önerilir. İlke olarak tüm aile tedavi edilmeli ve bulaşma kaynakları da çok iyi
dezenfekte edilmelidir. Kaynamayla bozulmayacak eşyalar için kaynatma iyi bir
yoldur.
Halk arasındaki yaygın bir kanıya göre yazın eyyam-ı buhur (Sam Yeli)
estiğinde güneş altında, hem de ıslak olarak kalınınca, derideki su
damlacıkları mercek (büyüteç=pertavsız) görevi görerek deriyi zedeler ve beyaz
lekeler oluşurmuş. Pek doğaldır ki geçerliliği olmayan bir düşünce, fakat en
azından kendine göre bir mantık silsilesi var. Burada akla yanıtları zor olan
şu sorular gelebilir: Su damlacıkları niye Sam Yeli estiğinde mercektir de esmediğinde
değildir veya Sam Yeli Sam Amca tarafından mı gönderilir?
Sözü edilen hastalık, derideki beyaz lekelerin en iyi tanınanı ''Vitiligo''
veya halk arasındaki adıyla ''Ala'' adlı hastalıktır. Beyaza yakın açık
renkleriyle dikkati çeken lekeler hastalığın tipik belirtileridir. Bunlar,
kendi bildikleri gibi azalıp çoğalabilirler. Seyirlerini Sam Yeli değil,
fırtınalar dahi değiştiremez. Görünüşlerinden başka hiçbir zararları yoktur,
ağrı, kaşıntı yapmaz, yaşam süresini etkilemez, kimseye bulaşmazlar. Yalnızca
bir estetik kusur olarak sorun yaratırlar. Nedeni bilinmeyen bu hastalıkta pek
çok şey suçlanmışsa da kesin nedeni bulunamamıştır. Bilinen önemli
özelliklerinden biri her hastada olmasa da kalıtımın etkili oluşudur. Bunun
yanısıra her türlü zedelenme (çarpma, vurma, kesme, yanık vb.) hastalığın
gelişimini kolaylaştırır. Özellikle gövdede yerleşen bir tür mantar hastalığı
Vitiligoyu çok taklit eden belirtiler yapar ve bazen hekimler tarafından bile
karıştırılır.
Bunun dışında, seyrek rastlanan bazı bulaşıcı hastalıklarda bu tür lekelere
rastlanabildiği gibi yine bunlara benzeyen bazı doğum lekeleri veya bazı
hastalıkların bıraktığı izler de bu hastalığı çok taklit eder.
Hastalığın kesin tanımı bir Deri Hastalıkları Uzmanı tarafından rahatlıkla
konabilir, fakat tedavisinde başarı bu kadar kesin değildir. Güneş ışığı da
dahil ışın tedavileri ve bazı yerel ilaçlar zaman zaman iyi sonuç verebilir.
Fakat sonuç kişilere göre veya zamana göre değişebilir. Eğer bu lekeler kişi
için önemliyse denemeye değer. Ayrıca çok güzel kamuflaj yöntemleri de vardır
ve lekeleri çok iyi saklayabilirler.
Deride yerleşen mantar hastalıklarının en sık görülen şekli ayak mantar
hastalıkları olduğu gibi, ayak derisinde en sık görülen deri hastalığı da ayak
mantar hastalığıdır. Yani, sık görülen bir durumdur. Sık görülmesine ve çoğu
kez yoğun kaşıntısına karşın genellikle ihmal edilen, fazla önemsenmeyen bir
hastalıktır. Bu ihmalde belki de sık görülmesinin de payı vardır. İnsanlar
birbirlerine sorarak diğerlerinde de ayaklarının aynı bölgelerinde kaşıntı,
soyulma, sulanma vb. olduğunu öğrenince normal sağlıklı bir ayağın böyle olması
gerektiğini de düşünüyor olabilirler. Bunun da ötesinde bazı hastalarımızda
tedavi edilmesi durumunda, başka yerlerden başka hastalıklar (örneğin dizlerde,
bacaklarda ağrılar) çıkabileceği gibi tamamen asılsız düşünceler de vardır.
Genellikle çok kaşıntılı olan ayak mantar hastalıkları, bu kaşıntının verdiği
rahatsızlığın yanısıra, bazen başka hastalıklara da yol açabilir. Kaşınma
yoluyla deride yaralar ve sıyrıklar açılması diğer mikroplar için iyi bir giriş
kapısı oluşturur ve değişik tiplerde ikinci bir mikrobik hastalık eklenebilir.
Ülkemizde ''Yılancık'' adı verilen mikrobik hastalığın en sık, ayaklar ve
bacaklarda görülme nedeni de tedavi edilmeyen mantar hastalıklarıdır. Bunların
da dışında bazen bu mantar hastalıklarına karşı bazı allerjik reaksiyonlar
gelişerek başka türden sorunlara yol açabilir.
En sık görülen şekli, halk arasında ''Mayasıl'' adı verilen ayak parmak arası
yerleşimidir. Bu tip bazen kuru soyulmalar, bazen kabarcıklı, bazen de yaş,
beyaz, peynirimisi bir manzarada görülebilir. Ayak tabanında ise genellikle
kuru soyulmalar ve bazen kalınlaşmalarla görülebilir.
Ayak tırnaklarına yerleştiğinde, tırnaklarda kalınlaşma, kabalaşma, renk
değişikliği görülür. Bazen kalınlaşmalar çok aşırı olup, ağrıya yol açabilir,
ayakkabı giyilmesini ve tırnak kesilmesini zorlaştırır. Görüntüsünün çirkinliği
ise en belirgin yanıdır.
Bulaşması doğrudan ayak ayağa sürtüşme yoluyla olabileceği gibi, terlik, çorap,
ayakkabı, havlu gibi ortak kullanılan eşyalardan veya banyo, küvet, plaj, hamam
ve benzeri ortak zeminlerden olabilir. Ayakların yıkandıktan sonra iyi
kurulanmayıp nemli kalması mantar üremesi için çok uygun bir ortam yaratır.
Tırnaklara bulaşma ise daha çok tırnak makası, törpü gibi tırnakta zedelenme de
yapabilen ortak eşyalar aracılığıyla olur.
Aynı bölgede yerleşebilen egzema, sedef hastalığı ve benzeri bazı hastalıklar
bazen çok yanıltıcı olabilir. Ayrımı, bir Deri Hastalıkları Uzmanı tarafından
sağlıklı bir şekilde yapılmalıdır. Gerekirse laboratuar tetkiklerinden de
yararlanılır. Tedavisi de Deri Hastalıkları Uzmanının önerdiği şekilde düzgün
uygulanırsa sanıldığından çok daha kolay ve etkili olacaktır. Ayak derisi için
en az bir ay, ayak tırnakları için en az dört ay düzenli tedavi gerekecektir.
Ayak parmak aralarının kuru tutulması, yani yıkamadan sonra çok iyi kurulanması
ve hatta pudralanması yeni bulaşma ve yinelemeleri önlemek için çok önemlidir.
Ortak eşya kullanımını önlemek ve mantar bulaştığı düşünülen ayakkabı, çorap
vb. eşyaların dezenfeksiyonu çok önemlidir.